NBA Top 5

26 Şub 2009

Bu sezonki performanslarına göre NBA’in en iyi 5 takımını analiz etmeye çalıştım.Umarım keyif alırsınız..

1- Los Angeles Lakers:

Los Angeles Lakers şu an NBA’in kesinlikle en komple takımı.Ocak ayı içerisinde Bynum’ın inanılmaz performansıyla,çok zor maçlardan kolay galibiyetler çıkarmıştı Lakers.Ama Bynum’ın Memphis’in maçında sakatlanması,takımın bütün hesaplarını bozmuştu.Bynum’ın varlığının takım savunmasına ve hücumuna yaptığı katkıyı görmemezlikten gelmek kesinlikle imkaansız.Savunmada Bynum’ın ortayı kapatması ve önemli bir blok tehdidi olması,içeri drive eden oyunculara çok zor anlar yaşatıyordu.Hücumda da kendine pozisyon yaratabilmesi ve pota altından kolay sayılar bulabilmesi Laker’ın üçgen hucumunun verimini arttırıyordu aynı zamanda.Bütün bu olumsuzluklara rağmen takım şoku atlatmayı bildi.Bynum’ın yokluğunda Lamar Odom’un performansını arttırması Lakers için büyük önem taşıyordu.Bu ilk bölümde Odom’un görevini başarıyla yaptığını söyleyebiliriz.Savunmada hale problemler olsa da Lakers,Kobe’nin de etkisiyle şu anda NBA’in en iyi takımı.Bu arada Bynum’ın da sakatlığının play-off’lara kadar geçeceğini belirtmekte fayda var.
2- Boston Celtics:

Bynum’ın sakatlanmasıyla şampiyonluğun favorisi konumuna gelen Boston,allstar arasından sonra ciddi bir şok yaşadı.Aradan sonraki ilk maç olan Utah Jazz maçında Kevin Garnett’in sakatlanması,onlar adına büyük problemleri beraberinde getirdi.Sezona 27-2 gibi muazzam bir dereceyle giren,üstüne üstlük bunu 19 maçlık galibiyet serisiyle yapan,ardından seri mağlubiyetler alıp sonra yeni bir galibiyet serisiyle ayağa kalkmasını bilen Celtics yine bir mağlubiyetler zinciri içine girdi,Allstar arasından sonra.Şampiyonluk yolunda en önemli koşul olan saha avantajını elinden kaybetmek istememelerine rağmen aldıkları mağlubiyetler,bu hedeften onları uzaklaştırmaya başladı.Garnett’in sakatlığının,iki ile üç hafta arası sürmesi bekleniyor.Bu periyotta gösterecekleri performans onların sıralamadaki yerlerini belirleyecek.Yapılan son takaslarla Sam Cassel ve Patrick O’Bryant’ı gönderdiler.Kadrodaoluşan bu iki kişilik boşluk sonrasında, rotasyona yeni isimler ekliyeceklerini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok gibi.

3- Cleveland Cavaliers:

Lebron Jamas yine herzamanki gibi insan üstü oynuyor.Bunun yanında Mo Williams’ın etkili performans göstermesi,Delonte West’in de sağlam dönmesi onlara iyi haber.Ocak ayı içerisinde büyüklere karşı yaptıkları maçların çoğunu kaybetmelerine rağmen,özgüvenlerinde en ufak bir eksilme yok.Big Z’nin geri dönüşüyle,pota altından skor bulma problemleri de bir nebze olsun çözüldü.Gibson’ın şut seçimlerinin de eskiye göre iyileştiğini söylemek mümkün.Ama hala bir parçaları eksik gibi.Keşke Wally Szczerbiak’ı ellerinden çıkarmayı başarıp,Mike Miller’ı alabilselerdi.Belki o zaman şampiyonluk için ciddi favori konumuna yükselebilirlerdi.

4 – San Antonio Spurs :
İlginç bir takım bu San Antonio Spurs.Parker-Ginobili-Duncan üçülüsü gibi NBA’in gördüğü belki de en önemli üçlüye sahipler.Sezon başında gördükleri o kabustan sonra bu konuma gelmeleri,Spurs fanlarını perk şaşırtmasa da bir çok kişiyi şaşırttığını söylemek yanlış olmaz.Belki o kabus olmasa Matt Bonner ,Roger Mason ve George Hill hala benchten havlu sallamaya devam edeceklerdi.Yaşadıkarı sakatlık problemlerinden dolayı Utah ve Houston, yine sakatlık ve ekonomik krizin vurduğu New Orleans, iç karışıklıklardan muzdarip Phoenix,ritim bozukluğu yaşayan Dallas,tecrübesiz Portland ve her ne kadar Billups’ın gelişiyle bir kademe yukarı çıksa da Denver’ın  batıdaki zirve yarışına ortak olmaları çok zor görünüyor.Bu ortamda tecrübesiyle rakiplerinden bir adım önde olsa da,Spurs’ün kadrosunu güçlendirmek adına bir hamle yapmaması,şampiyonluk şanslarını ciddi şekilde azalttı bana göre.Ama şunu da unutmamak gerekir ki Spurs her zaman Spurs.

5- Orlando Magic :

Hidayet’in varlığı sebebiyle hepimizin sempati duyduğu bir takım Orlando.Bu sezonda Hidayet’in etkili takım oyunu ,Dwight Howard’ın görülmemiş performansı ve Rashad Lewis’in istikrarlı şutlarının yardımıyla,NBA’in en önemli şampiyonluk adaylarından biri Orlando Magic.Kariyer senesini geçiren Nelson’un sakatlığıyla önemli bir silahını kaybetseler de takasın son gününde sokak basketbolunda tanrı olarak kabul edilen Rafer Alston’u takas etmeyi başardılar.Rafer Alston’un,Nelson kadar istikrarsız olmayacağını düşünüyorum.Takıma ısınmasıyla Hidayet’in oyun kurma yükünü biraz da olsa hafifletebilirse ve Dwight Howard insan üstü performansını sürdürmeye devam edebilirse,Orlando’nun her takımı yenebilecek potansiyeli var bana göre.

Kaynak: http://www.mumtazdemirci.com

2009 Oscar Ödülleri

26 Şub 2009

Bu yıl 81.si düzenlenen 2009 Oscar Ödülleri sahiplerini buldu pazar gecesi.Slumdog Milionaire filmi tam 8 dalda ödül alarak geceye tam anlamıyla damga vurdu. 13 dalda aday gösterilen The Curious Case of Benjamin Button ise bende ciddi şekilde hayal kırıklığı yarattı.Oldukça başarılı ve yaratıcı bir film olmasına rağmen kesinlikle Slumdog Millionaire’in gerisinde kaldı.Çok sevdiğim yönetmen David Fincher’in bu filmle de oscar alamaması bu filmle ilgili bir diğer hayal kırıklığımdı.Bu sonuç David Fincher’ın bundan sonraki filmlerini daha da fazla merak etmeme yol açtı diyebilirim.Neslinin en yetenekli aktristlerinden Kate Winslet ise,altıncı adaylığından sonra,sonunda Oscar almayı başardı.Yıllardır zor olanı seçerek,Oscar’a göz kırpan projelerde yer alan Kate,belki bundan sonra farklı rollerde boy gösterebilir.Yıllardır oscar ödüllerinde animasyon filmleri hak ettiği ilgiyi göremiyor.Yılın bana kalırsa en iyi filmlerinden olan Wall-e’nin En İyi Film Dalında Oscar’a aday bile olamaması,Oscar yekililerinin oturup üzerinde düşünmesi gereken bir konu bence.Woody Allen’ın 90 dakika boyunca kendini tatmin ettiği ilginç ama yetersiz filmi Vicky Christina Barcelona’nın son yirmi dakikasına kendini sıkıştıran Penelope Cruz’un, en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını alması,benim gibi Penelope severlerini mutlu etse de, Şüphe ile yılın en farklı, en unutulmaz performansına imza atan Viola Davis’e yapılmış bir haksızlıktı bana kalırsa.Gecenin en duygusal anı ise geçen yıl hayatını kaybeden yetenekli oyuncu Heath Ledger’ın “Kara Şövalye” ile kazandığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı’nı, onun adına annesi, babası ve kız kardeşinin birlikte alması oldu kesinlikle.Heath Ledger için sadece törendekiler değil, dünyanın her yanında ekran başında oturanlar da ağlamış olmalı.

Ödül kazananların tam listesi ise şöyle;

En İyi Film: “Milyoner” (”Slumdog Millionaire”, Fox Searchlight)

En İyi Kadın Oyuncu: Kate Winslet (”The Reader”)

En İyi Erkek Oyuncu: Sean Penn (”Milk”)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz (”Barselona, Barselona”/”Vicky Cristina Barcelona”)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (”Kara Şövalye”/”The Dark Knight”)

En İyi Yönetmen: Danny Boyle (”Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Özgün Senaryo: “Milk” (Dustin Lance Black)

En İyi Uyarlama Senaryo: Simon Beaufoy (”Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Animasyon: “Vol.İ”/”Wall-E” (Walt Disney; Andrew Stanton)

Yabancı Dilde En İyi Film: “Departures” (Japonya)

En İyi Belgesel: “Man on Wire” (Yapımcılar: James Marsh, Simon Chinn)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle (”Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Sanat Yönetimi: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Sanat Yönetmeni: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo)

En İyi Kostüm: “Düşes”/”The Duchess” (Michael O’Connor)

En İyi Kurgu: “Slumdog Millionaire” (Chris Dickens)

En İyi Ses Miksajı: “Milyoner”/”Slumdog Millionaire” (Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty)

En İyi Ses Kurgusu: “Kara Şövalye”/”The Dark Knight” (Richard King)

En İyi Makyaj: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Greg Cannom)

En İyi Müzik: A.R. Rahman (”Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Şarkı: ‘O Saya (”Milyoner”/”Slumdog Millionaire” filminden; Söz ve Müzik: A.R. Rahman, Maya Arulpragasam)

En İyi Görsel Efekt: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron)

En İyi Kısa Film: “Spielzeugland (Toyland)” (Jochen Alexander Freydank)

En İyi Kısa Animasyon: “La Maison en Petits Cubes” (Kunio Kato)

En İyi Kısa Belgesel: “Smile Pinki” (Megan Mylan)

Kaynak : www.mumtazdemirci.com

Yurtdışında staj yapmak,birçok üniversite öğrencisinin olduğu gibi benim de hayalim.   Yaklaşık bir yıldan beri bu hayalin nasıl gerçekleşebileceği konusunda araştırma yapıp duruyorum.Araştırma dedim diye çok kapsamlı şeyler aklınıza gelmesin hemen.Google’da  ve ekşi sözlükte “ yurtdışında staj” yazıp aramaktan bahsediyorum kısaca.İlk bakışta yurtdışında staj yapmak çok heyecan verici görünse de,bilinmezlerin sayısının çok fazla olması  gerçekleştirmesi imkansız bir hayalmiş gibi geliyor insana. Çalışmak istediğim şirketi nasıl ayarlıyacağım,nerede kalacağım,maddi problemleri nasıl çözeceğim gibi sorular en büyük bilinmezlerdi benim için.AIESEC ile tanışmam işte tam bu bilinmezlerin arasında iken oldu.Daha önce adını birçok kez duymuş olsam da çok da fazla güvenilir görünmemeleri, AIESEC’e soğuk bakmamın en büyük sebebiydi aslında.Ekşi sözlük’te ve birçok forumda  AIESEC hakkında okuduğum şeylerin de pek olumlu olmaması, AIESEC hakkındaki soru işaretlerini iyice arttırmıştı.Dostum Gün’le beraber,birçok soruyu da yanımıza alarak İzmir’deki AIESEC ofisine gitmeye karar verdik.Sorduğumuz hemen hemen bütün sorulara çok samimi cevaplar almamız,bütün önyargılarımızı silip attı.Sistemlerinde bir çok uluslarası tanınmış şirketin olması ve bu şirketlerin stajyerleri maaş karşılığı çalıştırıyor olmaları gördüğümüz en büyük artılarıydı.Ayrıca kalacak yer konusunda da,gideceğimiz yerdeki AIESEC şubesinin bizlere yardımcı olacağını duymak kafamızdaki bir diğer problemi de ortadan kaldırdı.Elektronik mühendisliği öğrencisi olmamız,ve sistemlerinde birçok bilişim şirketinin bulunması da AIESEC’in cazibesinin arttıran bir diğer faktördü.Ofise gelirken yanımızda getirdiğimiz bir çok soruyu tek bir soruyla değiştirmiştik artık:”Acaba AIESEC’in sistemine dahil olabilir miyiz?”.

AIESEC’in  tüm dünyada faaliyet gösteren çok büyük bir organizasyon olması,sisteme katılacak stajyerlerin bir çok adımdan sonra seçilmesinin en büyük sebebi aslında.Sisteme dahil olabilmek için ilk olarak TÖMER’in düzenlemiş olduğu bir ingilizce sınavına girdik.Sınavın süresinin 1 saat olması, üzerimizde kolay bir sınav olacakmış önyargısı oluştursa da,sınava girdikten sonra bu önyargının ne kadar yanlış olduğunu anlamamız için 5 dakika bile yetti.Sınavdan çıktıktan sonra,ikimizin de buluştuğu ortak nokta sınavın çok kötü hazırlanmış bir sınav olduğu yönündeydi.Şıkların birbirleriyle çok uyumsuz olması,soruların çok fazla dil bilgisi ağırlıklı olması ve verilen sürenin bu çapta bir sınav için çok yetersiz kalması sınavın olumsuz yanlarıydı.Sınavda toplam 50 soru vardı.Sorular genel olarak dilbilgisi,parçadan okuduğunu anlama,paragrafın genel akışına uygun olmayan cümleyi bulma, paragraftaki boşluğa gelmesi gereken cümleyi bulma,belli durumlar altında hangi kararı vermenin en doğru olduğu ve son olarak diyalog tamamlama şeklindeydi.Sınavda başarılı sayılabilmek için belli bir baraj yokmuş,her sınavın zorluğuna göre genel merkez yapılması gereken bir baraj belirliyormuş.Benim girdiğim sınav için bu baraj 50 sorudan 30 doğru yapmaktı.Gün de ben de ilk aşamayı başarıyla tamamladık.

İngilizce sınavından sonraki ikinci aşama mülakatlardı.Mülakatlar, Türkçe grup mülakatı, Türkçe kişisel mülakat ve İngilizce kişisel mülakat olmak üzere toplam 3 farklı bölümden oluşmaktaydı.Saat 11’de grup mülakatlarına girmeye başladık.Gruplar başlangıçta teknik staj yapacaklar ve işletme stajı yapacaklar olmak üzere iki ana gruba ayrılmış,bu ana gruplarda 6 veya 7 kişiden oluşan alt gruplara bölünmüştü.Her sınıfta eskiden AIESEC’de görev almış ve şimdi bir şirkette çalışan bir temsilci ile,kendi belirledikleri bir şirketin insan kaynakları temsilcisinin oluşturduğu iki kişilik bir jüri vardı. Grup mülakatları herkesin kendini tanıtması ile başladı.Daha sonra  grup çalışması yapacağımız olay hakkında gerekli bilgilerin olduğu bir döküman verildi.Grup çalışması yapmamız istenen şeyden kısaca bahsetmek  gerekirse; grupta bulunan 6 kişi,gençlik kampları organizasyonu konusunda tüm dünyada faaliyet gösteren bir şirketin yönetim kurulunu oluşturmaktaydı.Ayrıca bu şirket Türkiye’de de faaliyet göstermek aşamasındaydı.Gençlik kampları düzenlemek için en uygun şehirleri belirlemek adına belli çalışmalar yaptırılmış ve belli kriterler göz önüne alınarak bu şehirlerin karşılaştırılması bizlere sunulmuştu.Bizden istenen  bu şirketin yönetimi olarak en uygun iki şehri belirlememizdi.İlk olarak verilen dökümanları herkesin incelemesi istendi.Daha sonra yaklaşık 40 dakikalık bir grup çalışması yapıldı.Grup çalışması yapılırken,herkesin kendini gösterme çabası egemen olsa da,doğru zamanda doğru noktalara temas etmek en kritik noktaydı, bana göre.Bence gereksiz konuşmalar yapmaktan kaçınılırsa ve grup arkadaşlarının antipatisini kazandıracak herhangi bir harekette bulunulmazsa çok rahat bir şekilde geçilebilecek bir mülakkattı  bu.Toplam 1 saat süren grup mülakatlarından sonra kişisel mülakatlara geçildi.Bu süreçte herkesin tek tek içeri alınmasından dolayı oluşan bekleme süreci ciddi biçimde can sıkıcıydı.Türkçe kişisel mülakat yaklaşık 20 dakikadan oluşan soru-cevap şeklinde ilerleyen bir süreçti.İlk olarak kendimi tanıtmam istendi.Grup çalışmasında benim için problem olan herhangi bir şeyin olup olmadığı soruldu.Bu soruyu hedeflerimin neler olduğu,neden yurt dışında staj yapmak istediğim ve yurt dışında herhangi bir arkadaşımın bulunup bulunmadığı gibi sorular takip etti.Almanya’da bir şirketin bir tane mühendis alacağı ve adayların ikiye indirildiği söylendi.Bu iki adaydan biri ben iken,diğerinin de Alman bir mühendis olduğu belirtildikten sonra kimin seçileceği konusunda konuşmam istendi.Beklediğimden kesinlikle daha zorlu bir mülakattı bu.Ayrıca hangi ülkelere gitmek istediğim,o ülkenin kültürü hakkında bigimin olup olmadığı soruldu.En son olarak da arkadaşlarımdan benim 3 kötü özelliğimi söylemelerini isteseler,cevapları ne olurdu sorusunu sordular.Zaman zaman duraksadığım anlar olsa da bu sürecide başarıyla atlatmıştım.Bence bu mülakatta kilit nokta kendine güvendiğini onlara gösterebilmek.Ayrıca  olumlu özelliklerin yanında olumsuz özellikleri de fazla ön plana çıkarmadan söylemek inandırıcılığı arttırmak konusunda kesinlikle önemli.Girdiğim en son mülakat İngilizce kişisel mülakattı.Yaklaşık 10 dakikalık,girmeden önce en fazla çekindiğim ama girdikten sonra en başarılı geçirdiğim mülakattı bu.Karşımdaki İngilizce hocasının rahat tavırları kesinlikle heyecanımın yatışmasını sağladı.Genel olarak herkesin,ingilizce hocaları hakkında olumlu şeyler söylemesi organizasyon adına çok olumluydu.İngilizce mülakatta ilk olarak kendimi tanıttığım bir süreç yaşadık.Bu süreçte hobilerimden,elektronik mühendisliğinden,üniversitemden konuştuk.Daha sonra staj yapmak için hangi ülkeyi tercih edeceğim,bu ülkede yaşamak için yeterli İngilizceye sahip olup olmadığım soruldu.En son olarak da gelecekte kendimi nerede gördüğüm konusunda  sohbet ettik ve mülakatı tamamladık.Zorlu ,heyecanlı ama bir o kadar da eğlenceli bir mülakattı.

İngilizce sınavı,mülakatlar derken oldukça yorucu bir süreci geride bırakmıştık Gün’le beraber.Ama bu kadar yorgunluk,başarılı olduğumuz haberini aldıktan sonra yerini tatlı bir heyecana bıraktı.Bundan sonrası kesinlikle bilinmeyen ama ilginç olacağı kesin olan güzel bir dönem…

http://www.mumtazdemirci.com

Slumdog Millionaire

26 Şub 2009

Yıllardan beri hep önyargılıyımdır Oscar ödüllü filmlere.Yapımcılar sürekli gözümüze sokarlar bu ödülleri.Birçok filmin afişinin üstüne en azından filmin Oscar’a adaylığı yazılır.Çocukluğumdan beri,bu tarz afişlere ve pazarlama hilelerine kanıp izlediğim,ve sonrasında hayal kırıklığına uğradığım filmleri yazmaya kalksam,oldukça fazla bilgisayar başında oturacağıma eminim.Bu yıl ki Oscar adaylıkları açıklandığında da,bir çok film için acaba sorusu aklıma gelmedi değil.”The Curious Case of Benjamin Button” ın, senaryosunun ilgi çekiciliği,ve altında David Fincher imzası taşıyor olması,aklıma en ufak bir şüphe düşürmeden izlememi sağladıysa da,”Slamdog Millionaire” için aynı şey mümkün olmadı ne yazık ki.Bilinmezliğine rağmen en iyi film dahil bir çok önemli dalda Oscar’a aday olması, daha önce yaşadığım bir çok hayal kırıklığından önceki senaryoya çok benziyordu. Filmi internetten çok önceleri indirmiş olmama rağmen,bu sebeplerden dolayı izlemek istemiyordum.Ama dün Oscar ödülleri hakkında yazdığım yazıda belirttiğim gibi,”Slumdog Millionaire” bu seneki ödüllere kesinlikle damga vurmuştu.Böyle bir başarıdan sonra,bütün ön yargılarımdan sıyrılıp,filmi izlemeye karar verdim .

Filmi izledikten sonra,tek kelimeyle filmi anlatmamı isteseler,”muhteşem” derdim kesinlikle.Film başlar başlamaz insanı içine çekiyor.İlginç senaryo ve isimsiz kahramanların benzersiz oyunculuğu birleşince, böylesine bir başyapıt çıkıyor ortaya.Bir çok başarısız yönetmenin arkasına sığındığı “iyi filmler yüksek bütçeler gerektirir” yalanını, film adeta yerle bir ediyor.Aynı zamanda “trainspotting” in de yönetmeni olan David Boyle,güzelliklerle dolu kariyerine bir yenisini daha eklemiş bana kalırsa.Batılı yönetmenlerin doğuyla ilgili yaptıkları filmleri incelediğimizde,çoğunun oldukça başarısız olduğunu görürüz.Çoğu yönetmenin oryantalizmin tuzaklarına yakalandığını, biraz da senaryo gereği kendi ülkelerini bu insanlara bir çıkış yolu olarak gösterdiğini gözlemleriz aynı zamanda.İşte David Boyle’un başarısı bu noktada ortaya çıkıyor bana kalırsa.Ada’dan kopup gelmiş ,hem de kariyerine yüzde yüz adalı insanları anlatmakla başlamış bu saygıdeğer insan, hindistan’ın derinliklerine inmeyi başarıyor, hatta kimi zaman batının yüzeysel bakış açısıyla da alay etmesini biliyor.

Filmi teknik anlamda gözlemlediğimizde de, David Boyle’un karakteristik havasını hissetmek mümkün.Kaotik sahneler ve çok iyi ayarlanmış kamera açıları film boyunca karşımıza çıkıyor.Filmin biraz da başarılı oyuncu kadrosu hakkında konuşmak istiyorum.Özellikle Jamal karakterini canlandıran Dev Patel çok başarılı.Zaten genele baktığımızda, oyunculukların kusursuz olduğu filmler her zaman belli bir çizginin üstünde oluyor.Bu filmin de başarısının arkasında yatan sebeplerden biri de bu bence.Çocuğundan büyüğüne, en ufak rolde görünen sokak satıcısına kadar herkes görevini eksiksiz yerine getirmiş.Filmle ilgili bir önemli detay da, jamal, salim ve latika’nın çocukluklarından ergenliğe geçişleri nin ve bunu aştıkları dönemlerdeki fiziksel değişimlerinin muhteşem bir şekilde,izleyiciye hissettirmeden verilmesi bana kalırsa.

Sonuç olarak kesinlikle izlenilmesi gereken,bir film “Slumdog Millionaire”.Yazımı filmin ilk bölümünde geçen ilginç bir cümle ile tamamlıyorum; ”Money and women. The reasons for make most mistakes in life. Looks like you’ve mixed up both.”

www.mumtazdemirci.com

isgorusmesirehberi.com

23 Şub 2009

takimİzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde bir çok projeye imza attık,dostum,ortağım Gün ile beraber.Bu projelerden birçoğu kendi çapında başarılı oldu diyebiliriz.Yaklaşık 2 ay önce kurduğumuz http://www.isgorusmesirehberi.com ise bu projeler içinde en umutlu olduklarımızdan birisi.İş görüşmesi yapacak olanların göz atması gereken tek türkçe içerikli site “isgorusmesirehberi.com”.Siteyi oluştururken “İş görüşmesinde nasıl konuşulur?, Nasıl giyinilir?, Ne tür sorularla karşılaşılır? ,Bu sorulara nasıl cevap verilir?  gibi sorulara cevap bulmaya çalıştık.Ayrıca insanların gerçek iş görüşmesi deneyimlerini paylaşabilecekleribir platform da ekledik siteye.Şu ana kadar ki istatistikleri,oldukça iyi.Siteyle ilgili görüşlerinizi yorum kısmında ya da,e-posta yoluyla paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz.Sitenin sizin görüşlerinizle gelişmesi dileğiyle..

http://www.isgorusmesirehberi.com

2009 Oscar Ödülleri

23 Şub 2009

anaoskasisko1Bu yıl 81.si düzenlenen 2009 Oscar Ödülleri sahiplerini buldu pazar gecesi.Slumdog Milionaire filmi tam 8 dalda ödül alarak geceye tam anlamıyla damga vurdu. 13 dalda aday gösterilen The Curious Case of Benjamin Button ise bende ciddi şekilde hayal kırıklığı yarattı.Oldukça başarılı ve yaratıcı bir film olmasına rağmen kesinlikle Slumdog Millionaire’in gerisinde kaldı.Çok sevdiğim yönetmen David Fincher’in bu filmle de oscar alamaması bu filmle ilgili bir diğer hayal kırıklığımdı.Bu sonuç David Fincher’ın bundan sonraki filmlerini daha da fazla merak etmeme yol açtı diyebilirim.Neslinin en yetenekli aktristlerinden Kate Winslet ise,altıncı adaylığından sonra,sonunda Oscar almayı başardı.Yıllardır zor olanı seçerek,Oscar’a göz kırpan projelerde yer alan Kate,belki bundan sonra farklı rollerde boy gösterebilir.Yıllardır oscar ödüllerinde animasyon filmleri hak ettiği ilgiyi göremiyor.Yılın bana kalırsa en iyi filmlerinden olan Wall-e’nin En İyi Film Dalında Oscar’a aday bile olamaması,Oscar yekililerinin oturup üzerinde düşünmesi gereken bir konu bence.Woody Allen’ın 90 dakika boyunca kendini tatmin ettiği ilginç ama yetersiz filmi Vicky Christina Barcelona’nın son yirmi dakikasına kendini sıkıştıran Penelope Cruz’un, en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını alması,benim gibi Penelope severlerini mutlu etse de, Şüphe ile yılın en farklı, en unutulmaz performansına imza atan Viola Davis’e yapılmış bir haksızlıktı bana kalırsa.Gecenin en duygusal anı ise geçen yıl hayatını kaybeden yetenekli oyuncu Heath Ledger’ın “Kara Şövalye” ile kazandığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı’nı, onun adına annesi, babası ve kız kardeşinin birlikte alması oldu kesinlikle.Heath Ledger için sadece törendekiler değil, dünyanın her yanında ekran başında oturanlar da ağlamış olmalı.

Ödül kazananların tam listesi ise şöyle;

En İyi Film: “Milyoner” (“Slumdog Millionaire”, Fox Searchlight)

En İyi Kadın Oyuncu: Kate Winslet (“The Reader”)

En İyi Erkek Oyuncu: Sean Penn (“Milk”)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz (“Barselona, Barselona”/”Vicky Cristina Barcelona”)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (“Kara Şövalye”/”The Dark Knight”)

En İyi Yönetmen: Danny Boyle (“Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Özgün Senaryo: “Milk” (Dustin Lance Black)

En İyi Uyarlama Senaryo: Simon Beaufoy (“Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Animasyon: “Vol.İ”/”Wall-E” (Walt Disney; Andrew Stanton)

Yabancı Dilde En İyi Film: “Departures” (Japonya)

En İyi Belgesel: “Man on Wire” (Yapımcılar: James Marsh, Simon Chinn)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle (“Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Sanat Yönetimi: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Sanat Yönetmeni: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo)

En İyi Kostüm: “Düşes”/”The Duchess” (Michael O’Connor)

En İyi Kurgu: “Slumdog Millionaire” (Chris Dickens)

En İyi Ses Miksajı: “Milyoner”/”Slumdog Millionaire” (Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty)

En İyi Ses Kurgusu: “Kara Şövalye”/”The Dark Knight” (Richard King)

En İyi Makyaj: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Greg Cannom)

En İyi Müzik: A.R. Rahman (“Milyoner”/”Slumdog Millionaire”)

En İyi Şarkı: ‘O Saya (“Milyoner”/”Slumdog Millionaire” filminden; Söz ve Müzik: A.R. Rahman, Maya Arulpragasam)

En İyi Görsel Efekt: “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” (Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron)

En İyi Kısa Film: “Spielzeugland (Toyland)” (Jochen Alexander Freydank)

En İyi Kısa Animasyon: “La Maison en Petits Cubes” (Kunio Kato)

En İyi Kısa Belgesel: “Smile Pinki” (Megan Mylan)

allstar2009-2Bugün Efes Pilsen ve Erdemir arasinda oynanan Teknosa Türkiye Kupasi finalindeki salonu gördükten sonra,ilk yazimı İzmir’deki basketbol seyircisi hakkında yazmaya karar verdim.Dün Erdemir’in Galatasaray önünde terinin son damlasına kadar savaşarak aldığı galibiyet,acaba Erdemir takımının final oynayabilecek enerjisi kaldi mi sorusunu akla getirmişti.Gerek kısıtlı rotasyonu,gerekse üç gün içerisinde üçüncü maçına çıkacak olmaları birçoğumuzun bu soruya olumsuz cevap vermesinin en önemli sebebiydi belki de.Ayrıca yari finalin diğer maçının galibinin final maçının mutlak favorisi olarak görülmesi,finalin heyecanına daha maç başlamadan gölge düşürmüştü.Bu ortamda Efes Pilsen,Fenerbahce Ülker maçını Efes Pilsen’in almasi durumunda tribünlerde seyirci olmayacagını düşünmek çok da mantıksız bir düşünce olmazdı herhalde.Ve maç oynandı,kupanın sponsoru Teknosa’nın hiç de istemiyecegi final senaryosu gerçek oldu:Efes Pilsen-Erdemir finali.Bu ortamda benim bile aklıma gelen ilk şey,keşke üc günlük kombine almasaydım oldu.

Basketbolu izlemeyi ve oynamayı keyifli hale getiren en önemli faktördür seyirciler.Ekran başında seyircinin olup olmadıgı seyir keyfini etkilemezken,salonda ise ciddi şekilde etkiliyebilir.Bu gibi olumsuz düşünceler arasında kalktım sabah.Gitsem mi gitmesem mi diye uzun süre karar veremesem de saat üç gibi gitmeye karar verdim salona.Kendimi Efes’in Kerem Tunçeri’nin gelişiyle kabuk değiştiren oyununu,efektif set hucumlarını izlersin diyerek kandırmıştım.İlk periyodun ortaları gibi salondaydım.Önce salonun dışında bir şaşkınlık yaşadım.Salonun otoparkı tamamen doluydu.Galiba salona herkes arabayla gelmiş diye komik bir düşünceye kapıldım.Salona girdiğim an da ise şaşkınlığım kesinlikle tavan yaptı.Salonun üç günden beri gördüğü en kalabalık seyirci topluluğu karşımdaydı.Hemen pota arkasındaki tribünlere oturdum ve maçı izlemeye başladım.Maç çok çekişmeli geçiyordu,iki takim da oldukça güzel set oyunları ve hızlı hücumlar izlettirdi seyircilere.Seyircilerin her basketten sonra,basketi atan oyuncuyu alkışlaması,bütün güzel hareketleri ödüllendirmesi çok ama çok hoşuma gitti.Bu hareketleri holiganizm ruhu içerisinde değil de,basketbolsever ruhu içerisinde yapmış olmaları da sporun arayıp da çok uzun zamandır bulamadığı bir tabloydu bana kalırsa.İzmir’de yaşıyor olmaktan bir kez daha gurur duydum bugün.Teknosa Turkiye Kupasi ile ilgili ayrıntılı bir değerlendirmenin ise bir sonraki yazımın konusu olmasını planlıyorum.Görüşmek üzere..

Merhaba

22 Şub 2009

Artık bende internet üzerinden birşeyler karalamaya başlıyorum.Bu blogda ilgi duyduğum her konu hakkında yazılar bulabilirsiniz.Kimi zaman teknoloji,kimi zaman basketbol,kimi zaman borsa,kimi zaman da sinema üzerine yazmayı planlıyorum.İnternet dünyasına maksimum katkıyı yapabilmek dileğiyle…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.